Duygu düşünce mekanizmaları

Acayip bir seyahat, acayip bir yoga çalışması…

Kopenhag’da Godfrey’nin eğitmenlik eğitimlerinden biri daha

Godfrey her zamankinden de şahane

Sabahları 2.5 saatlik çalışmanın ardından yaptığı konuşmalar bildik bilmedik bir sürü düğmeye bastı bende. Yüzlerce saat dersine katılmış olmama rağmen ve çok iyi olduğunu bilmeme rağmen bu kadar mı iyiydi, şaşırdım yine.

Ardından öğleden sonra çalışması, sonunda derin gevşeme. O çok keyifli, bedenin sınırlarının eridiği derin gevşemede yine bir yerlere gitmişken, acayip bir vizyon gördüm, nerden çıktığını bilmediğim, hayatımdan olmayan. Ne acayiptir ki ben vizyonlar falan görmem, bu derin gevşemede kimbilir nerden çıktıysa, öyle kalakaldım, ancak herkes kalkmış giderken geri döndüm. Daha da acayip tarafı sadece görmüş olmam, ve his olarak son derece sakin, rahat ama gördüğümden şaşkın…

 

2. günün sonunda tetiklenen düşünce mekanizmalarına bakış

 

Mesela 10 senedir başım ağrımıyor, bir seminerden ve arkasından bir enerji semineri yaptığımdan beri hiç ağrı kesici de kullanmam gerekmiyor. Yani artık biliyorum ki “benim başım ağrımaz”. Ama bazen ağrıyor, biriyle çalışırken, konuşurken. O zaman hatırlıyorum “benim başım ağrımaz”, gözlerimi uzakta bir boşluğa çevirip bir nefes alıyorum geçiyor, anlıyorum ki karşımdaki kişinin başağrısı bu.

 

Ve bu, duygular için de geçerli; kopyalıyorum. Ancak “benim başım ağrımaz”ı bildiğim gibi, duygularımı da nasıl yaşadığımı biliyorsam benim olup olmadığını ayırdedebiliyorum. Amcamın ölüm haberini aldığımızda onun evine koştuk tabii, salondaki herkese bir merhaba, sarılmalar… biri “nasılsın?” dedi, cevap veremedim, içim hıçkırık dolu, öyle sadece boğazım değil, patlayacağım sanki, nefes alamıyorum. Biliyorum ki ben böyle yaşamam üzüntüleri, böyle bir tıkanma hiç olmamıştı, mutfağa kaçtım, işte normalime döndüm orda,  evet tabii çok üzgün, ama normal nefes, normal ses tonu, nasılsam öyle, salona dönünce yine patlama hissi, çıkınca normal, salona girip camları açtım.

 

Ve bu kopyalama düşünceler için de geçerli.

Ancak  kendi meknizmalarımı bildiğimde ayırdedebilirim. İnsan da radyo gibi her şeyi çekip alıyor ve sonra kendininkileri bilmiyorsa “benim şahane / salakça / dahiyane / işe yaramaz / boş / güzel / berbat / iyi / kötü düşüncelerim” diye sıralıyor.

 

Ne istiyorum, neyi istemeye iznim var, ne istemek makul, ne istemek yakışık almaz, ne istersem şık olur, ne istersem akıllıca…

ya istememin uygun karşılanmadığı şeyleri isteyince nasıl bir aldatmaca yaratıyor zihnim…

 

Sanırım üniversiteden, belki de voleyboldandır benim basit düşünce ve seçim mekanizmam fonksiyonellik ve optimizasyon üzerine kurulu. Elmaya tavrımı, basit şeylere, nötr şeylere tavrımı belirleyen fonksiyonellik ve optimizasyon, ya da tembellik ve korumacılık yada basitlik ve sadelik iken; istememin, yapmamın, düşünmemin mümkün görülmediği, normal görülmediği yerde başkalarını değilse kendimi manipüle etmem, kandırmam gerekiyor “aaa ben mi, hiç sevmem”

 

Zihin şahane kandırma mekanizmaları geliştirmiş, belki görerek, belki deneyerek “aaa bak bu da işe yarıyor”

 

Sonra gel de ayıkla pirincin taşını.

 

“kırmızı bir araba istiyorum”

İstiyorum da o isteyen ben miyim?

İstemek istediğim kırmızı bir araba mı?

Yoksa arabayla benim hiç alakam bile mi yok?

Ne oluyor?

Ben kimim?

 

Kopenhag, Mayıs 2012

 

 

Değmek dokunmak meditasyon

 

Toskana’da bir inziva

 

Mesleki deformasyon

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir