Sporları neden çok sevdim – 1

Dragos, yaş:3

 

 Taksim Parkı, yaş:4

 

Koşmaca; yaş 5, özgürlük, rüzgar, teras bitince havada koşmaya devam edilip, yer çekimi ile alttaki sete değene kadar ve değince yine koşmaya devam, zemin olsa da olmasa da…

 

Top oyunları; yaş 7, hareket etmem lazım, koş, atla, zıpla, uç, en zevklisi yakan top

 

Ağaca çıkmak; yaş 5-15…(ağactan inmemek dönemi); Bacak ve kol kaslarımı borçluyum, 7 yaşımda tamamdılar, özgürlük, yükseklik, taze meyve, dut, incir, kiraz, çam fıstığı, manolya kokusu, çam zamkları, sallan yuvarlan, tarzancılık, kafa en üstteki yapraktan yukarda olacak kadar tırmanmak, ağaçtan parende atarak inilecek

 

Kaydıraktan kaymak; yükseğe çıkmak, hoopp, kaydırağa tersten tırmanmak

 

Bisiklete binmek; sokakta binmeme izin olmadığından terasta dönmekten akrobata dönüşmek

 

Voleybol; favorim; takım olmak, bir olmak, hissetmek, takımını hissetmek, diğer takımı hissetmek, anda olmak, geçmişe ve hataya takılmamak, takılamamak, takılırsan suratına topun patlayabileceğini bilmek, odağını da kaybetmemek, yumuşaklık ve esnekliği güçle birleştirmek zorunda olmak ve bunun hem zihinsel hem bedensel olmak zorunda olması, aktif olmak, sürekli hareket, durursan kal geleceğini bilmek, iyi hoca ile kötü hoca arasındaki farkın uçurumlar kadar olabileceğini görmek, şahane antrenmanlar, topu daha yükseğe, iyice yükseğe atmak, mikasayı (topun üstündeki marka yazısı) döndürmemek, manşetlerde yanlara yayılmak, smaçları gömmek, servislerde falsonun dibini aramak, filede ayna oynamak; bu şöyle: 2 kişi filenin karşı taraflarında durur, biri asıldır diğeri onun gölgesi, asıl olan sürekli hareket eder, bloğa sıçrar, öne planjon, file önünde sağa git blok, sola blok, arkaya planjon, tekrar blok, ZIPLA, ZIPLA, hooop yana adım, ZIPLA, gölge de hareket kaçırmadan tam da aynı yerden diğerinin yaptıklarını yaparken, asıl, gölge olana hareket kaçırtacak kadar hızlı ve yaratıcı hareket eder, gölge de tam gölge olmaya, kaçırmamaya çalışır, sonunda her ikisi de sürünerek kenara oturur, bir sonraki turda gölge olan yeni gölgeden intikamını (!) alır. Yer olmak, yer kaplaması olmak, her halikarda topun altına girmek, her halikarda düdük çalana kadar oyuna devam etmek, “öyle sandımdı” “böyle gördümdü” yok, düdük konuşur.

 

Bayrak yarışı; dikkat, sürat, takım, tabanca sesi, atıl, 2.koşucuyu hisset, onun hızına dikkat, yetişşş, o arkaya bakmadan koşarken benim komutumla elini arkaya götürdüğünde bayrağı onun eline yerleştir, ilk yüz metreyi koşup bayrağı teslim ettikten sonra sahanın içine dalıp son 100ü koşana tezahürat yapmak ve onun hızını arttırmak için olduğun yerde tepinmek

 

 

Yüksek atlamak; karşında çıta, ve hep yükselen bir çıta; çıta = engel > korku. Mesela koşularda karşımda engel olmadığında korku böyle tetiklenmiyor. Tabii çıtaya takılıp üstüne düşmek pek konforlu değil. O zamaannnn: tam dikkat, korkuyu kenara koymak, uçup uçup süngere konmak

 

Disk atmak; sürpiz, Türkiye finallerine gidip hocanın yarış günü sabah 8de “hadi sen disk at” deyip yarım saat denemeyle yarışa girmek

 

Uzun atlama; hız, uçmak, sonra daha ilk atlayışta ayakkabıyı geçip çorabının içine kadar giren kumlarla bıcır bıcır yürümek, ohh ki bu branşta yarışmak bana kalmadı …

 

 

 

Paten kaymak; ağırlığın arkada kalırsa kıç üstü oturmak, içe basarsan ayakların karışmak, dışa basarsan ayrılıp başka yönlere giden ayakları toparlayamamak, yerden özgürleşmek, asfalt yamalarına dikkat, bir ayağın altındaki sürtünme azken diğerinde fazlaysa kapaklanma riski, millerin arasına taş girerse kapaklanma riski; her an yeri hisset, stopersiz paten kullanıp kendi etrafında dönerek durmak, buz pateni yapıp tekerlekli patenle aynı şey olduğunu, 4 tekerleğin kolaylık sağladığı hissinin psikolojik olduğunu bilmek

 

Tenis; dizlerin hareketiyle topun fileden geçmesine yetecek yüksekliğe erişmesini sağlamak, ayağını sürttüğünü yenen ayakkabılarda görmek, sürekli sürati değiştirmek, uzaaaaaaaaaaaaa

 

Rüzgar sörfü; dalgalar yok mu o dalgalar

Ya yüzündeki rüzgar hissi….

Dalgaların bacaklarına kadar yükselmesi, su sesi, dalga sesi, kendini, ağırlığını rüzgara bırakabilmek, rüzgarın taşımasıyla arkaya doğru yatmak ve yatık kalmak, bir tur bir tur daha derken kollarına açıkta kramp girmek, sörfe yatıp kolları denize sallandırıp şişin inmesini beklemek ve motorla toplanmak zorunda kalmak

 

devamı gelecek tabiiiii….

 Antalya, 1992

Sporları neden çok sevdim – 2

 

 

.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir