Sessizlik ve Konuşmama

​”Bizler çocuklarımıza hareketsiz oturmayı ve bundan hoşlanmayı öğrettik.

Biz onlara duyularını kullanmayı da öğrettik; birbirinden farklı kokuları almayı, görmeyi, her ne kadar tüm görünenlere rağmen görülecek hiç bir şey olmamasına rağmen ve her şey insana sessiz gibi geliyorken dikkatlice dinlemeyi öğrettik.

Aşırılığı, göze batan davranışları samimi bulmadığımız için reddederdik ve sürekli konuşan bir insanı, örf bilmez ve düşüncesiz biri olarak görürdük.

Bir konuşma asla aceleye getirilerek ve sabırsızca sürdürülmezdi: Hiç kimse, ne kadar önemli olursa olsun, zamanı gelmeden bir soru sormazdı. Bir sohbete başlamanın en doğru ve nezakete uygun tarzı, bir süreliğine birlikte yapılan sessiz bir tefekkürdür ve konuşurken de karşımızdakine düşünme payı vermeyi unutmamaktır.

Dakotalar için sessizlik ve konuşmamak çok anlamlıydı. Uğursuzluk ve acı, hastalık ve ölüm yaşamımızı gölgelediğinde, sessizlik saygı ve sakınmanın bir işaretiydi; aynı ölçüde büyük ve hayret uyandırıcı bir şey bizi kendine çektiğinde de bu böyledir.

Dakotalar için sessizlik sözden daha büyük bir güçtü ve daha çok anlam taşıyordu.”

 

Käthe Recheis, Georg Bydlinski,
Weißt du, daß die Bäume reden
Weisheit der Indianer

 

ve tabii aslında biz bunu biliyorduk, bir zamanlar “söz gümüşse, sükût altındır” diyorduk…

 

 

Ağaçların konuştuğunu biliyor musun?
Kızılderililerin Bilgeliği

Helga Fiala – Mandala (kitabı s212)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir