Bir kitap: M.S 2150 – Thea Alexander

Arka kapak:

 

Bir Bestseller olan bu Makro Felsefe Klasiği, 2150 yılının muhteşem dünyasını, dünyamızın geçirdiği inanılmaz değişimi, insanlığın ulaştığı olağanüstü düzeyi, ve hepsinin ötesinde de son derece yüksek bir anlayışı, MAKRO FELSEFE’yi anlatıyor.

 

Gelin siz de, bir gece uyku halindeyken geleceğin güçlerinin yardımıyla günümüzün mikro dünyasından, 2150’nin Makro dünyasına götürülen Amerikalı Vietnam gazisi, psikolog Jon Lake’in bu mucizevi, bilgi dolu yolculuğuna, bu vaat ve tehlike dolu serüvenine katılın. 2150’nin bugünkü dünyamızdan çok farklı olan hayranlık verici güzellikteki dünyasını keşfedin. Bu Makro dünyanın düşünce ve eylem biçimini inceleyin. Sonunda içinize umut ve coşku dolduğunu, bilincinizin genişlediğini, hayata bakışınızın tümüyle değiştiğini görebilirsiniz.

 

 

Evet, bu okuyup bir kenara koyabileceğiniz bir roman değil, yaşamınıza uygulayabileceğiniz bir Makro felsefedir.

 

VE GELECEĞİN DÜNYASINA YAPTIĞINIZ YOLCULUK BUGÜNKÜ HAYATINIZI DEĞİŞTİREBİLİR.

 

 

*****

 

Çevirenin notundan;

 

“Bir zihin gelişkinliği, kabul edilemez görüneni kabul edebilmesiyle ölçülür.”

 

Bu kitap mikro bakış açısına tutunma eğiliminde olanlarımıza bile kendi yaşam felsefemizi hiç olmazsa bir kez daha gözden geçirmemiz gerektiğini hatırlatmıyor mu?

 

… belki de mikro düşüncelerimizin ötesine uzanıp birbirimizin gözlerinin ta içine bakar da, iç ‘ben’lerimize ulaşıp, o sonsuzluğun gözbebeklerimizde dans ettiğini fark edebiliriz. Neden olmasın?

 

Nedret Şanlı

 

*****

 

“Her gece 174 yıl ileri geri gide gele gerçekten her şeyle bağlantını yitirdin. Bugün burada, 1976’da günlerden pazar ve eğer çaba gösterir ve hatırlarsan, mikro toplum sakinlerinden mikro oda arkadaşın Pazar günleri çalışmaz, bütün gün sadece vakit öldürür.”

 

“Tamam, tamam” dedim. “Bu sabah pek alçak gönüllü olduğumu göreceksin. Ben de düşümde gerçekte ne kadar mikro olduğumu görüyordum. Seninle farkımız yok.”

 

Bir kaç dakika sonra kahvaltı masasında Karl’ın karşısında oturmuş, ona 2150’de başımdan geçen yeni olayları anlatıyordum.

 

“… Beni 2150’den ve orada sonuçsuz kalacağına inandığım çabadan kaçmaya iten neden, kendime duyduğum güvensizliğin zehiriydi.”

 

Akşamın ilerlemiş saatlerinde mikro ben’imin ne kadar güçlü olduğunu daha iyi anladım; bir şarkının davulla çalınan nakaratı gibi, “yapamam, yapamam, yapamam” diye güm güm güm tekrarlayıp duruyordu.

 

Bu eski, alışılmış, kısıtlayıcı düşünce kalıplarını maskelemek, bilmezden gelmek veya bunlara bağışlayıtıcı neden bulmak çok kolaydı. Ama şimdi, bunalımdaki mikro adam (yani ben) bu sınırlı inançlarının ektiğini başarısızlık olarak biçmek zorundaydı.

 

Garip olan, kendi kendimle dürüstçe yüzleşmeye yönelik çabalarımın içimde her şeye rağmen bir umut uyandırmış olmasıydı. Geleceğin Makro toplumuna  dönmeyi yine coşkuyla bekliyordum. Eğer kendime karşı dürüst olur, kendimle yüzleşmenin güçlüğünden kaçmazsam, er geç ışığın ve karanlığın dengelendiği bir resim göreceğimi bir kez daha anlamıştım. Tek yönlü mikro bakış açısıyla bir paranın iki yüzünü aynı anda görmek kolay değildi.

 

*****

 

İlgiyle okumanız dileğiyle….

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir