Filmlerden

 

The Face of Love

Eşi ölen birinin yeni aşkı kim olabilir?
Ölen ne zaman ölür?
Kalan ne zaman yaşamaya devam etmeye başlar?
Birini kazanmak ve kaybetmek arasında, yaşarken, severken, yaşam kalıpların dışına çıkabilir mi, döngüler kırılabilir mi, ne zaman, nasıl?

 

 

The Angriest Man in Brooklyn

Amcasının hastalığından muzdarip olup yaşayacak 90 dakikası kaldığını ve bu arada sinirlenmemesi gerektiğini öğrenen Bruklin’in en sinirli adamı ne yapar?

Nerden gelip nereye gidiyordur ve bu yolculuğunda ona kimler, nasıl eşlik eder?

 

 

Man of Tai Chi

Sanırım oyuncular oyuncu olarak kalamıyor, bazı filmler onların içinden geçiyor ve artık bir daha eskisi gibi olamıyorlar. Keanu Reeves de bu oyunculardan biri sanırım. Little Buddha, Devil’s Advocate, Matrix’ler ve şimdi Man of Tai Chi. Belki de zaten bu filmlerde yer almaları yaşamlarından kaynaklanıyor.

Film bir usta, ustalığa ermek isteyen bir çırak ve kapitalizm arasında geçiyor.

Dövüş sanatı kısmı beni zorlasa da diğer her şey şahane.

 

 

The Final Cut – Son Kurgu

Yaşamı nasıl yaşıyoruz, aslında neler oluyor, nasıl olmasını arzu ediyoruz?
Kendimizi gerçekten tanıyor muyuz? İfade edebiliyor muyuz?
Bir ölüm ve yaşam filmi…

 

 

V for Vendetta

N’apalım, ben fantastik filmleri seviyorum;

Ve duyduklarım;
“Rastlantı diye bir şey yoktur, rastlantı aldatmacası vardır.”
“Tüm bunları, insan olmak adına yapıyorum, dahasını da yapabilirim.”
“Bu gerçek fikrin mi, yoksa onların fikri mi?”
“Bu maskenin arkasında fazlası var.”
“Bir maskeyi çok uzun süre giyersen, altındakini unutursun.”
“Tanrı yağmurdadır.”

 

In Time  – Zamana Karşı

yorumsuz… film şu sözlerle başlıyor:

“Zamanım yok.
Ne şekilde olduğunu düşünecek zaman yok.
Neyse o.
Artık para birimi zaman.
Onu kazanıyoruz, onu harcıyoruz.
Zenginler, ebediyen yaşayabilir.
Geri kalanımız…..”
“105 yaşındayım. Yeter dediğin gün geliyor. Bedenin tükenmese de zihnin tükenebilir. Ölmek isteriz. Buna ihtiyacımız var. Bir kaç kişinin ölümsüz olması için bir çokları ölmek zorunda.”

“Neden vergilerin ve fiyatların sürekli arttığını zannediyorsun?”

 

Lizbon’a gece treni

Ben çok sevdim. Eleştiri notu 6.4 (imdb.com) bence az olmuş. Ancak açıklamasında “heyecan verici macera” yazarsan ve bu bir aksiyon filmi değilse hüsran duyacak kişiler olacaktır. Bence kendine yolculuk filmi, ölüm ve yaşam filmi. Yargılayan yargılanan, ideallere yerleşmeye çalışan yaşamların filmi.
Bazı eleştirenler kitaba göre çok zayıf olduğunu söylemiş.
Ama bu çok doğal. İyi ve felsefi yönü ağır bir kitap filme hiç sığmıyor ki.
Benim kitabını okuduktan sonra seyrettiğim tüm filmler için bu geçerli. Dr Jivago, Varolmanın dayanılmaz hafifliği, Kolera günlerinde aşk, Swann’ın bir aşkı…
Okumamakla beraber aynı şeyin Ye Dua Et Sev ve Yüzüklerin Efendisi için de geçerli olduğunu düşünüyorum.

 

 

Favori filmler

Favori kitaplar

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir